DEVLET:10 PUAN, İŞÇİ SINIFI:0 (1 MAYIS 2008-TAKSİM)

Korku, yönetme aracı olarak keşfedileli beri en sık başvurulan yöntem oldu…
1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak neleri taşırdı bize,
* aslında bu ülkenin korkulacak bir ülke olmadığını
* demokrasimizin topal ayağının iyileşmeye yüz tutuğunu
* değişik halk kesimlerinin de taleplerine eşit bir yaklaşımla karşılık verilebildiğinde gerginliğin düşebileceğini,
* basiretli devlet adamı anlayışı ile hareket edilerek, hümanist, sağduyulu ve öngörülü olunduğunda bir bayram coşkusunun yakalanabileceğini
* devletimizin her türlü provakasyonun önüne geçebilecek güçte ve fikriyatta olabileceğini vs. kanıtlayacaktı bize…
Geçmişin kara yasını silmenin de bir vesilesi olabilecekti…
Barışa ve uzlaşmaya, birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeye taşıyacaktı bizleri…
Ama erkek egemen zihniyeti ürünü, “efelenme davranış kalıbı” devletin en tepesine hakim olunca olanlar oldu…“Ben yapamazsın dersem yapamazsın, yaparsan haddini bildiririm…”
“Sana nerede nasıl kaç kişiyle yürüyeceğini ben söylerim” yoksa seç beğen al, biraz tazyikli su, üstüne baharat niyetine biber gazı, olabildiğince cop ve tekme…
Nitekim sabahın en erken saatlerinde akıl erkan sahipleri, ayak takımı dedikleri, bu ülkenin milli ekonomisini ayakta tutan en asli unsurlarına haddini bildiriverdi…
Devlet 10 puan, işçi sınıfı 0 puanda kaldı…
Kim alkışlıyorsa, buyursun alsın …
İnsanlar yönetme fikriyatını, evlerinde eşine çocuğuna nasıl uyguluyorsa, baba devlet figürü de aynı öyle çıkıyor karşımıza…Sevgisiz, baskıcı, hoyrat… “ben ne dersem doğrudur, sizin düşünmenize gerek yok, ben sizin için düşünürüm, ne yemen gerektiğini, kimi sevmen gerektiğini, kimden nefret etmen gerektiğini ben söylerim sana; kızım/ oğlum/eşim…”
Bu nefret bu kin savaş alanına döndürmüş İstanbul’u, en masum kareyi aldım!
… yerde yatan bir adam, biraz ilerisinde devleti koruyup kollayan robokoplar…
Hiçbiri az ötelerinde olan, yerde öyle cansız duran adamın halinin nice olduğunu merak bile etmiyor.
Oysa bu da suç… Polis Vazifeleri ve Selahiyat Kanunu’nun yüklediği sorumluluk böylesi durumlarda orada yatan adamın sağlığından sorumlu tutuyor devleti/polisi…
Ayrıca Hukuk sistemimizde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü, bildirim sitemine tabi…Yani sadece şurada şunu, şu amaçla yapacağız demeniz yeterli…Ama sanki izin sistemi geçerliymiş gibi… “izin verilmeyen yerde yürünmez ” diye bas bas bağırıyor akıl erkan sahipleri!
1 Mayıs’ın tatil olmasını maliyet hesabı ile değerlendirenlere sormak gerekir, kullanılan biber gazı, sıkılan tazyikli su, hastane acilinde bile patlatılabilen gaz bombaları, engellenen ulaşım, durdurulan vapur seferleri vs.ile olağanüstü hal şekline dönüştürülen İstanbul’un, bu uygulama ile milli ekonomiye maliyeti ne oldu…Daha mı kardayız?
Demokrasiye maliyetini sormanın da kıymeti harbiyesi ve muhatabı yok…
Dünya işçileri renğarenk karnaval havasında kutlarken bayramlarını, bize yine kan ve gözyaşı düştü…
Ne diyelim kutlu olsun bayramımız…YAŞASIN 1 MAYIS…
Nilgün Gürbüz






