
zor zenaattır tozlu rafları temizlemek
öyle bir çırpıda silinip, kaldırılamayacak kadar
canlı ve kırılgandır eski kitaplar
raftan indirdiğimiz her kitapla,
geçmişi istifleyip
ömrümüzü elden geçirmez miyiz ki
biraz hırpalar biraz sevmez miyiz
kimisi yardan armağandır, kimisi dosttan
kimisine gözyaşın karışmıştır, kimisine sevdan
beklemelerin, aramaların
adını koyamadıkların karışmıştır kimine
işte bu yüzden dar vakit aralığına
ve üzünçlü zamanlara bırakmam
bu tılsımı içinde saklı temizlik ayinini
bugün elimde bir toz bezi
bir ressamın tuvalinin başına geçerken ki halini takınıp
öyle geçtim karşısına taşınmaktan aşınmış
derme çatma sunta kitaplığımın
ağırlaştım
başladım kendimle oynamaya...
gözlerimi kapatıp bir kitaba elimi uzatıyorum
“yüzyıllık yalnızlık” geliyor hayatın esprisi olarak
kalabalıklaşıyorum birden
sonra bir iki dal kurutulmuş papatya
“yer çekimli karanfiller” düşüyor avuçlarıma
kitap aralarından
her biri ayrı bir ömrü imleyen
“memleketimden insan manzaraları”
“acıyı bal eyliyorum” hemencecik
bir tütsü yakarken genzimi
“dipten gelen bir dalga” sarıyor havayı
bakıyorum “çeliğe su verilmiş”
kitap kapaklarına düşürülmüş cümlelere abanıp
el verip dostlar geliyor, yarenlik etmeye birer ikişer
bakıyorum aralarında yarim yok
“hasretinden prangalar eskittim”
şimdi “nasıl yapmalı” bilmem
hani şu yüreğime yağmurlu sözcüklerle sızan
“bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm”
“hayatın ucuna yolculuk” yapsam
yol nerde biter ki
“yasımı tutacaksın” Ah! İspanya
“taş değil, yürekti elimizdeki” oysa
bundan gayri, ben ağlamam
“ağlasun ayşafağı”
(hasıraltı şiirlerden)
Nilgün Gürbüz